4 eylül 1901'de kudüs'te doğdu. 1929'da İstanbul darülfünunu felsefe bölümü'nü bitirdi. bir süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan ve milli eğitim bakanlığı talim ve terbiye dairesi üyeliğinde bulunduktan sonra 1942-1946 döneminde milletvekili seçildi. 1949-1951 arasında öğrenci müfettişi olarak fransa'da bulundu. 1950'de unesco merkez yönetim kurulu üyeliğine getirildi. türkiye'ye döndükten sonra, emekli olduğu 1966 yılına kadar İstanbul'da öğretmenlik yaptı.tecer edebiyata şiirle başladı.
şiirleri 1921'den sonra dergâh ve milli mecmua gibi dergilerde çıktı. daha sonra varlık, oluş, yücel ve ankara halkevi'nin çıkardığı, kısa bir süre de kendisinin yönettiği ülkü gibi dergilerde şiirlerini yayınladı.şiirlerini 1932'de şiirler adlı kitabında topladı.bu kitabın yayınından sonra yazdıkları yalnızca dergilerde kaldı.şiirlerini hece ölçüsüyle yazdı.daha sonra başladığı oyun yazarlığında da milli değerlere önem vermiştir. İlk ve en önemli oyunu köşebaşı'nda batı'ya özenenleri eleştirir. 1961'de sahnelenen son oyunu satılık ev yayımlanmamıştır. çoğunluğu dergilerde olmak üzere halk edebiyatı ve folklor konularında çeşitli incelemeleri de vardır. 23 temmuz 1967'de İstanbul'da öldü.
eserlerİ şiir: şiirler, 1932. İnceleme: köylü temsilleri, 1940.
oyun: yazılan bozulmaz, 1947; köşebaşı, 1948; köroğlu, 1949; bir pazar günü, 1959; satılık ev, 1961.
felsefe öğrenimi gören şair, öğrencilik yıllarında edebiyata ilgi duyar. birçok yerde öğretmenlik yapar. eserlerinde halk kültürüne geniş yer vermiştir. ''köşe başı'' adlı eserini orta oyunu tekniklerinden yararlanarka yazmıştır. koçyiğit köroğlu piyesi ise bir tür folklor araştırması niteliği taşır.
duygusal yönü ağır basan tecer, memleket şiirlerini, içtenlikle ve ince bir söyleyiş güzelliğiyle yazmıştır.
beş hececiler'e katılmadan hece ölçüsüyle şiir yazmıştır. ayrıca hece ölçüsüne yeni olanaklar sağlamıştır.
geçen haftanın acı kaybı ince ve efendi şair ahmet kutsi tecer'in ziyaidir. tecer'i yüksek muallim mektebindeki talebeliği sırasında tanımıştım. vaktiyle bu mektebe girmiş; sonra fransa'ya gidip felsefe okumuş, yıllarca fransa'da kalmış; türkiye yüksek muallim mektebinden de mezun olmak için tekrar istanbul'a dönmüştü.
bizden yaşca epey büyüktü. olgun, mütevazi, kültürlü, faziletli ve efendi haliyle daima saygıyı celbeden bir şahsiyeti vardı.
onun, yüksek muallim mektebindeki tek mühim macerası şuydu: devrin maarif vekili, zeynep hanım konağı'ndaki mektebi teftişe gelmişti. talebe arasında dolaşırken notlarına dalmış okumakta olan ahmet kutsi' yi gördü. bu notlar eski türk yazısıyla tutulmuş notlardı. maarif vekili, tecer'in notlarını görünce bir inkılapcı taassubuyle bağırdı:
''hala mı bu harflerle okuyup yazıyorsunuz?''
o sakin ve ahmet kutsi, buna hayretle gördük ki aynı şiddetle cevap verdi:
maarif vekili durakladı. türkiye'de cumhuriyet rejimi vardı fakat cumhuriyet münevverlerinin kendi hususi notlarını bile istedikleri yazıyla yazmalarına tahammül edemeyen adam bu cumhuriyet'in vekili'ydi.
ve cumhuriyet rejimi hürriyet rejimi demekti.
sonra ahmet kutsi tecer, halk partisi'nin ileri gelen milletvekillerinden biri olunca aynı zat ile bir araya geldiklerinde bu hatırayı nasıl andılar? onu bilemiyorum.