turkiye'ye ozgu ve siyasi tutuklu ve hukumluler icin yapilmis ve insaa sekli kusbakisi f harfine benzedigi icin kendisine f tipi denen, tek ve iki kisilik hucrelerden olusan ve su ana kadar oraya girmemek icin yapilan direnislerde 100'den fazla siyasi tutuklu ve hukumlunun yasamini olum oruclarinda yitirdigi insanlik disi cezaevleri.
orada yaşamın nasıl devam ettiğini,beklenilen tehlikleri bunların hiç biri ilginizi çekmiyor 'bana ne' diyorsanız sadece bir gerçek yaşam kesitini okumak için; (bkz.: www.milliyet.com.tr/2004/09/29/yazar/temelkuran.html)
mahkumların hücre hayatı yaşadığı cezaevi türüdür. tuvalete giderken bile 3 kere aranılır. mektuplarınız gardiyan beğenmezse kuş olsa uçamaz, ziyarete gelenler anadan doğma soyulup aranır. tek ya da 3 kişilik hücrelerde kalırsınız. tek kalırsanız kimseyle, üç kişi kalırsanız diğer ikisiyle asla konuşamazsınız.. doktorun keyfi gelmezse revire çıkmanızın faydası yoktur. ölüp gidersiniz de kimse duymaz.. daha neler vardır of..
cezaevlerının barınma yada egıtım merkezlerı olmadıgı bır gercek. acemı yankesıcılerın kapkaccıların oto hırsızlarının ve bılımum sucluların da hapse gırıp lısans, yuksek lısans derecesı alıp bıraz daha kalırsa bu ısın profesorlerınden bırı olup cıkacagı (cıktıgı) da hepımızın malumu. su durumda toplum huzurunu (huzurdan kastım yatakodamda elı bıcaklı bır hırsız-katıl gormemek olabılır mesela) bozan yasam formlarını bırbırınden ayrı tutmak pekala mantıklı bır cozumdur benım ıcın. bırle onun yuzun farkını gormek cok zor olmasa gerek.
hamiş: yurdumda farklı dusunebıldıgı ıcın parmaklıklar ardına ıtılebılen ınsanlar yada turevlerının varlıgı da hepımızın malumu. bu yuzden cezaevlerımızın basındakı harflerden cok bızım ınsanımıza verdıklerımızdır aslolan. cunku bu bır carktır. dusunceyı suc sayabılen bır zıhnıyetı egıtemeyen bır toplumun yasaları da bunlara uyulması ıcın uyguladıgı yaptırımlar da carkı cevırmeye yetmeyecektır. en azından dıslılerınden bırı olmayan bır mekanızma gıbı cok gurultu cıkarıp bol bol tekleyecektır.
a,a1,a2 tipi ceza infaz kurumlari; a3,b,c,e,h,k1,k2,m tipi kapali ceza infaz kurumlari; d,f,l tipi yuksek guvenlikli kapali ceza infaz kurumlari; herhangi bir tip proje uzerinde insa edilmeyen il ceza infaz kurumlari; bagimsiz mudurlukleri olan ceza infaz kurumlari, kadin kapali ceza infaz kurumlari, çocuk kapali ceza infaz kurumlari, kapali ceza infaz kurumu mudurluklerine bagli acik ceza infaz kurumlari, cocuk ceza infaz kurumlari, cocuk egitim evleri gibi onlarca cesidi olan ceza infaz kurumlarinda sadece biridir.
tek sesli itirazlar gorulmekte f tipi cezaevlerine karsi. sesin nereden ciktigi aslinda acik, ancak gormek isteyen gorebilmekte. bircok kisi ise, masumane bir sekilde itirazlarin hakli oldugu yonunde izlenime kapilmis durumda.
yillardir avrupa demokrasisi isteyen kimselerce f tipine hayir, ya da tecrit olumdur seklinde itirazlar duymaktayiz. oysa ki f tipi ceza evleri avrupa modernizminde, avrupai cezaevlerinden cok daha insancil.
siradan ceza evlerinde ve kogus sisteminin ilginc ozellikleri vardir. genel sistem hakkinda herkesin fikri vardir sanirim. en azindan herkes tatar ramazan izlemistir. kogus sisteminin gecerli oldugu ceza evlerinde her suc tipi icin belirli koguslar vardir. yani hirsizlarla katiller, tecavuzculerle de dolandiricilar bir arada bulunmaz. duz mantik ile guzel bir durum gibi gorulmekte. oysa ki bu sistemde cezaevi bir egitim kurumuna donusmus durumdadir. kogus sistemli bir cezaevinde birkac senesini geciren siradan bir hirsiz cikista he turlu mesleki bilgi ile donanmis, gozu kapali kasa acabilir duruma gelmis oluyor ne yazik ki.
bu durumu bir de daha vahim olan durumlar icin dusunelim, teror orgutleri acisindan. sizce bircok bombalama olayinin cezaevinden yeni cikan teror suclularinca islenmesi neyin gostergesidir? evet, teror suclulari iceride iken cesit cesit bomba yapimini ogrenir, ideolojik egitim gorur. bu duruma mudahale etmek cok zordur, cunku kogus icerisine arama vb amacla girecek infaz memurunun sag cikma ihtimali cok azdir. olaya jandarma mudahale etse insan haklari diyerek avrupa basimiza cokmektedir. yani durum karisik, zor.
f tipleri, yuksek guvenlikli ceza infaz kurumlarindan, kacmasi zor, hatta imkansiz. diger yandan bizim sagligimiz, devletimizin bekasi icin de yuksek guvenlikli. iceriye giren teror suclusu bomba yapmayi ogrenemeyecek artik.
tecrit olayina gelirsek, cok fazla amerikan filmi izlemisiz diyorum. uc kisilik ya da tek kisilik kisimlar soz konusu ve bu kisimlar hucre sayilmayacak kadar buyuk; dusu tuvaleti icerisinde ve inanilmasi zor ama dubleks koguslar beklemekte mahkumlari.
kim ne derse desin, f tipleri bir zorunluluk sonucu vardir.
insandan sabun, atomdan bomba yapan bilimin insanlıga sundugu yeni bulus. yillarca üzerinde calisilmistir bir insani uyumlu robotlara cevirmesi planlanan bu cezalandirma biciminin.
hapise dusmus suclularin, ozellikle siyasi suc isleyen kisilerin cezaevlerinde orgutlenip guclenerek disari cikmasini engellemek icin tasarlanmis bir sistemdir. cazaevlerinde agalik sistemine alismis olan, iceri dustugunde diger mahkumlardan hizmet bekleyen, cinsel tatminleri de dahil olmak uzere her turlu somuruyu yapan, iceride adam asan, kesen, sisleyen kisilerin siddetle karsi oldugu ve hatta kendileri baklavalarla boreklerle beslenirken cahil insanlari bu cezaevlerine karsi olarak olum oruclarina zorladigi ve tartismalarinin surekli sicak tutuldugu olusumlar.
işkence evlerinde öldürdüler beni günbegün çöktü omzuma ölüm eridim günbegün haberi olmadı kimsenin etim çürüyordu parçalıyordu bedenimi elektrikli işkenceler ayaklarım sızlıyordu falaka sonrası tuzlu suya konulurken acıyı hissetmek istiyordum hissedemiyordum bedenim benim değildi sanki
akıllarınca beni cezalandırıyorlardı oysa bilmiyorlardı her acının beni daha da güçlü kıldığını ölüp kurtulmak değildi isteğim işkencecileri ve beni buraya hapsedenleri son nefeslerini verirken görmeden ölmek kurtulmak olmaz benim için
göremediniz beni görmek istemediniz belki de ben acıyla bağırırken f tipi duvarlar arasında siz etrafa gülücükler saçıyordunuz kanunsuzluğu kanun edinmişlerin arkasından yürüyordunuz susuyordunuz dilsizleşmişçesine duymuyordunuz çığlıklarımı sağırlaşmışçasına
özgürlük istiyordum özgürlük sizin için istiyordum sizin için istiyorum sizin sizin için!
bağımsız türkiyenin özgür halkları sizin için bağırıyorum kahrolsun emperyalizm ve faşizm özgürlük istiyorum yaşasın halkların özgürlüğü
her konuda olduğu gibi türlü türlü demagojilerle üstü örtülmeye çalışan bir trajedinin ana konusu olan cezaevleri. zannedildiği gibi cezaevinde ağalık sistemine alışmış olan adli mahkumlar f tipi cezaevine karşı değildir. bunlar öyle yada böyle işlerini gördürmeye-görmeye devam etmektedirler. mafya ile ilgili haberlerde bu açıkça anlaşılmaktadır. buralar terörist eğitim yuvasıdır **. yanyana koyduğunuz her iki insan birbirini eğitebilir. bu durumda üç kişilik hücrelerde yetmeyecek ve herkesi tek tek hapsetmekten başka bir çare kalmayacaktır. hatta tek kişi bile oturduğu düşündüğü yerden kendi kendine yeni terör * yöntemleri bulabilecekse onu da ikiye bölerek mi sorun çözülecektir? kandırılan zavallılar örgütlerin eline düşüyor. sanki örgütler her yolda gördüğü insanı cezaevine örgütsel eğitime gönderiyor. buna ancak gülünür ama mizaha açık bir konu olmadığından ciddi olunmasında fayda var. insanların bilinçli bir seçimle herkesin seçtiğinden farklı bir yaşam seçebileceğini kabul edemeyen zihinlerin bunu anlaması olanaksızdır. avrupa ve abd cezaevleri buradan da kötü. öyle olsa bile bu neyi değiştirir? o zaman avrupa da ki ceza yasasını uygulayın burada. acaba kaç siyasi mahkum kalacak cezaevlerinde? bunu bile bile bu tip değerlendirmeler yapmak akılla bağdaşabilirmi? birde insanın insan olmaktan kaynaklanan sosyal ihtiyaçları var ki değinmeye bile gerek yoktur.
f tipi cezaevlerinin yapılabilmesi için gereken bütçe nereden sağlanmıştır? cevap: dünya bankası yapılan ihalelerden sonra 1 cezaevi parasıyla 2 cezaevi yapılabildiği anlaşıldığında kalan paranın ne yapılması istenmiştir dünya bankası tarafından?: diğer cezaevlerinin yanına birer tane daha. dünya bankası cezaevi yapılması konusunda neden bu kadar heveslidir?: bizi çok sevdiğinden.
uzun zamandır türkiye yi ortadoğuda kilit rollere hazırlayan emperyalistler bütün bir halkın suspus edilebilmesi için gereken koşullardan birinin de halka siyasal olarak önderlik edebilme potansiyelki bulunan * siyasal grupları sindirmek olduğunu da biliyorlardı. defalarca uzlaşma ihtimali doğmasına rağmen her seferinde uzlaşmanın bozulmasının sebebi budur.
cezaevleriyle ilgili bu kararları uygulamak için önce halkın buna hazırlanması gerekiyordu. gerekende gerektiği gibi yapıldı. ulucanlar cezaevinde yapay bir sorun yaratıldıktan sonra kolaylıkla sağ ele geçirilebilecek insanlardan 10 u öldürüldü, bir çoğu ağır yaralandı. bu olay sırasında çekim yapan kameralara ait kasetlerde neler olduğu hiç bilinemedi. bütün basın aynı anda düğmeye basılmış gibi davrandı, hiçbir yazar çizer sunulan gerçeği sorgulayacak adımları atmadı.
daha sonra burdur cezaevine iş makinaları ile girildi ve bu sırada cezaevi duvarlarının iş makinaları ile ilişkisi saptandı. olay sırasında kalan cezasını çekmek üzere gelen bi,r mahkumun kolu koptu. ve esas büyük operasyon ile bütün cezaevlerine iş makinaları ve ateşli silahlar ile girilerek yapıldı. sadece cezaevlerine girilmekle kalmadı, gene sağ yakalanabilecek mahkumlar öldürüldü. ayrıca iş makinaları ile duvarlar yıkılarak cezaevleri kullanılamaz hale getirildi.
artık siyasi mahkumlar f tipi ceazevlerinde. o günden bu yana bir büyük bir küçük ekonomik kriz yaşandı. bu krizlerle halkın birikimleri un ufak oldu, ağır işsizlik dönemleri yaşandı. halen yaşanıyor. dış borç defalarca katlandı. bankaların yüzde elliden fazlası yabancıların eline geçmek üzere. sosyal güvenlik sisteminde sürekli çalışanların aleyhine gelişmeler oluyor. nasıl oluyorda bütün olan bitene rağmen insanlar başka bir ülkede yaşıyormuş gibi sessiz kalabiliyorlar?
gerçek şu ki aslında f tipine kapatılan sadece siyasi mahkumlar değil. bütün toplum devasa bir f tipi tecrite boğulmuş durumda. ancak bu sefer insanları ayıran duvarlar değil korkuları, dağınıklık, ve güçsüzlüktür.
hukuktan, adliyeden ve cezaevlerinden zihnen kilometrelerce uzakta olanlarin, hakkinda kulaktan dolma haber ve duyumlardan baska dayanagi olmadan kotuledikleri infaz kurumlaridir. karsi durus sergileyenlerin samimi olduklarina nedense bir turlu inanamiyorum. sanirim toplumda bu cesit tavir takinmak populer su siralar.
tecritmis, ne tecriti, neyin tecriti?.. kimin agzi ile konusuyor kotuleyenler? bugun guneydogudan gelen her sehit haberi ile yuregi yanan bir turkun f tipi karsisinda durmasi celiski degil midir? bir mahkumun adi suctan girdigi infaz kurumundan beyni yikanmis ve devlet, vatan, millet karsiti ideolojik egitim alarak cikmasi bizim cikarimiza ne kadar uyar?
dtp gelen baskan vekili nurettin demirtas beyfendi aponun f tipi cezaevine nakli hususunda mhp ile vardiklari mutabakat sonucunda buyurmuslar ki:
imrali'nin kosullari f tipi cezaevinden kotu. f tipinde acik gorus imkani var, tutuklular aileleri ile gorusebiliyor, sportif faaliyetler yapabiliyor, kutuphane, televizyon imkani var, baska tutuklularla sohbet edebiliyor.
hani tecrit falan nerde bu cumlede, birden iyi oldu f tipi cezaevleri. nerdesiniz ey f tipi tecrit bagirtkanlari? ozgur dusunceyi yalamis yutmuslar, demokrasi hususunda herkese ders verenler, en guzel ajitasyon siirlerini yazanlar; bu soylem karsisinda akliniza hic mi birseyler gelmedi, parmaklariniz klavyeye mi gitmez oldu?
baştan belirtme ihtiyacı duyuyorum ayar verme niyetinde değilim. f tipi cezaevinde yatan amcamı ziyarete giderken çektiklerimi anlatıyorum;
kapıdan girdiğinizde aranmadık yeriniz kalmıyor ve aranma sonrası saatlerce bekliyorsunuz. haberr yok. görüşmek için gidiyorsunuz ama görüşemiyorsunuz. belirteyim amcam düşünce suçlusudur. düşünmekten suçludur yani. sonra bir gün yanlışlıkla bile olsa görüşmenize izin veriyorlar. dünyanın en mutlu insanı oluyorsunuz o an. sonra amcamın halini görüyorum. gözlerinin altında torbacıklar ve morluklar. ışığa hasret yani. çok dayak yemiş ve bana odasının resmini yapıp vermişti. sadece bir yatakve küçücük bir pencere gün ışığı sızmasın diye yapılan. kendisinden de dinledim, bunlar sadece resimden çıkarttıklarım değil. yürüyemez haldeydi. o konuşunca dilsizleştiğim, hayranlıkla dinlediğim konuşması yoktu artık. konuşamıyordu zorlukla çıkıyordu kelimeler. ama anlatabiliyordu durumunu, olan biteni anlatabiliyordu. çıkınca anltacaktı herkese. çıkınca. çıkamadı henüz.
şimdi gelelim asıl mevzuya. birileri abdullah öcalanla ilgili beyanları alıp f tiplerine uygulamış. mehmet ali ağca f tipinde kalıyordu evet ama o devletin bir numaralı maşası olduğu için televizyonu, gazetesi, kütüphanesi ellerinin altındaydı. abdullah öcalan denilen terörist için de aynı mevzular geçerli olacaktır. bilmediğimiz bir şey var, bilmek istemediğimiz, bu ülke de standartlar çifte uygulanır.
düşünce suçlusu iseniz yada ne bileyim başka siyasi nedenlerden girdiyseniz o küçük odaya çıkana kadar ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelir.
evet, ajitasyon şiirleri yazdık, evet evet biz demokrasi, özgürlük, hak ve hürriyetler dedik ama aksini iddia eden zihniyetleri de gördük. gidin görebiliyorsanız görün, yada ne bileyim f tipinde akrabası olanlara f tipini sorun. anlatırlar hiç çekinmeden merak etmeyin.
konuya dair yeterince fikriniz yoksa susun, bir gazete kupüründen gelip küçük dağları yaratmış gibi naralar atmayın.
ortalama her hafta, cezaevlerinden 3-5 tane mektup alıyorum. sayıları ne artıyor, ne eksiliyor. bir dosya kâğıdını ikiye katlayarak iki yapraklı haline getirilmiş ve yer tasarrufu kaygısıyla bir hayli küçük harflerle yazılmış olması gibi, f tipi cezaevlerine benzer ortak özellikler taşıyor. bayramlarda veya yılbaşında bazı zarflardan, kurşunkalemle çizilmiş ve pastel boya kalemleriyle renklendirilmiş kuş figürleri çıktığı da oluyor. hepsi de özenli bir dille yazılmış. şimdiye kadar düşük bir cümleye veya imla kuralı ihlaline rastlamadım. çay ve sigarayla, bir duvar dibinde yavaş bir sesle yapılmış bir sohbetin sıcaklığını taşıyorlar. mektupların ana temasını, f tipi cezaevlerinde yaşadıkları olumsuz koşullar oluşturuyor.
mektuplar ne diyor? cezaevlerindeki yeni uygulamaların gayriinsaniliğini gösteren örnekler anlatıyorlar... keyfi uygulamalara tabi olduklarını yazıyorlar... tecrit uygulamasının yarattığı bedensel ve ruhsal sorunları dile getiriyorlar. yeni ceza infaz kanunu'nuyla, koşullarının daha da zorlaşacağını belirtiyorlar. ve kamuoyuna sistemli bir şekilde, 'iyileştirilmesi gereken hasta' olarak gösterilmelerini ve ölüm oruçlarında 114 kişiyi kaybetmiş olmalarının toplumda yeteri kadar yankısını bulmamış olmasını içlerine sindiremediklerini söylüyorlar. düşüncelerinden, kimliklerinden taviz vermeleri için yapılan olumsuz uygulamaların, topluma, ab sürecine ilişkin bir zorunluluk olarak gösterilmesini kabul edemiyorlar. kimisi, sorunlarını köşemde yazmamı istiyor, kimileri ise 'yazmasan da olur, ama buradaki her gün işlenen insanlık cinayetlerini bil, tanığı ol' diyorlar.
haksız değil, yalnızlar mektuplarını okuduktan sonra, çöpe atmaya elim varmıyor. öyle, klasör içinde saklama gibi alışkanlıklarım olmadığı için, çekmecelerde, çalışma masamın üzerinde, çantamda vb. yerlerde, aniden karşıma çıkıyorlar. böylelikle, hiçbir ideolojik yakınlığım olmayan insanlar, beklenmedik zamanlarda aklıma geliyor, düşünce sınırlarımın çitlerini atlayıp içeri giriyorlar. ara sıra da olsa, yaşadıkları olumsuzluklardan bu köşede söz ediyorum, ama biliyorum ki yetinmiyorlar, daha fazlasını istiyorlar. aynı mektupları, başka gazetecilere de gönderiyor olmalılar. fakat, birkaç kişi dışında kimse ilgilenmiyor bu konularla. f tipi cezaevlerinde yaşanan olumsuzluklar, sadece belirli gazete ve yazarlar tarafından dile getiriliyor. keşke bu sorun, çok satan gazetelerin ve farklı duruşları olan yazarların da ara sıra değindiği bir konu olabilseydi. ama olmuyor işte, üç-beş satırla bile değinilmiyor.
medyanın ilgisizliği medyanın bu genel tutumu, devletin siyasi tutuklu ve hükümlülerle ilişkin çizmeye çalıştığı olumsuz imajdan kaynaklanıyor olabilir mi? cezaevi-medya arasındaki mesafenin, cezaevlerini bir olgu olarak bile görmeyen toplumdan kaynaklandığını sanıyorum. bu genel ilgisizliğin bir ucu, 12 eylül heyulasına kadar uzanıyor. diğer ucunda ise, devletin bu dünyaya ilişkin olarak sürekli pompaladığı olumsuz imaj yaratma çabasının sonuçları var. sonuç olarak toplumda, siyasi tutuklu ve hükümlülerin, ideolojileri ve sisteme muhalif olmaları nedeniyle, cezaevinde yaşadıklarını doğal bir zorunluluk olarak görme hali var. oysa mahkûmlar, 'biz neden buradayız?' diye sormuyorlar mektuplarında, cezaevlerinde de olsalar, insanca muamele görme haklarına sahip olduklarını söylüyorlar. medya bu vurguyu gündeme getirmeyince, bu konudaki genel kanı bir türlü kırılamıyor, hatta daha da pekişiyor. sanırım, cezaevindekilerin medyayla kurdukları iletişim biçiminde de yanlışlık olabilir. diğer medya mensuplarına gönderdikleri mektuplarda da, bana yazdıkları gibi, cezaevlerinde yaşadıklarından yola çıkıp, ulusal ve uluslararası ölçekli analizlerde bulunarak siyasal bilgiler dersi vermeye kalkıyorlarsa, eyvah!
üçlü zıtlaşma sonuç olarak, mahkûmlar-medya-toplum arasında yaşanan üçlü bir zıtlaşmadan söz edilebilir. içeridekiler/dışarıdakiler arasında ortalama bir empati kurulamadığı için, birbirlerini görmezden gelip yok sayabiliyorlar. ve bu zıtlaşma, cezaevlerinde yaşanan olumsuzlukların bir 'insan hakları ihlali' olmasının üzerini örtüyor. bireyler, buralarda yaşanan sorunun kendisiyle insani temelde olan bağını fark edemeyebiliyor. geçen gece, cezayir sokağı'ndaki 'fransız' patentli sokaktan eve döndüğümde, sehpanın üzerinde, daha önce okuduğum üç adet cezaevi mektubuyla karşılaştım. bir, geldiğim sokaktaki insanları düşündüm, bir de mektubun geldiği yerdekileri. aradaki mesafe, en az cezaevlerinde yaşananlar kadar gözümü korkuttu.