yılmaz erdoğan tarafından çekimlerine haziran ayında başlanacak film.istanbul'da yaşanan kapkaç ve gasp olaylarının konu edildiği filmde,bkm oyuncularının yanında cem yılmaz ,beyazıt öztürk ve sinemis candemir de rol alacak.
filmin fragmanından gördügüm kadarıyla bir hayli eglenceli ve yarıcı oldugu belli.bize vizyona giris tarihini beklemek düser.yılmaz erdogan film hakkında söyle konustu
''organize İşler’ için hırsızlık üzerine araştırma yaptım. 6 ay hırsızların arasında yaşadım. hatta hırsızlar ilk yazdığım senaryoyu çaldı. şaka bir yana bir hayatı işliyoruz" filmden taze bir replik sunacak olursak:
cem yılmaz-şimdi sizin aklınız da iki soru var bir dayak nedir?iki neden atılır?*
türkiye'den önce,ilk olarak,22 aralık tarihinde,almanya,isviçre ve hollanda'da gösterime girecek olan film. belçika,fransa,ingiltere,avusturya ve türkiye'de,23 aralık'ta gösterime girecektir.
bugüne kadar izlediğim en kötü yılmaz erdoğan yapımı. çok para harcandığı belli, çok kaliteli olması gereken, helikopter kameraların kullanımının tavana vurduğu istanbul manzaralarıyla mest eden buna rağmen sduke, evgg, kiz varsa msn versin'le birlikte hayatımızda kaybettiğimiz iki saat olduğuna karar verdiğimiz film yapımı. * hele ebru akel ve berrak tüzünataç ne işe yaramaktadır anlaşılmamıştır. alkazar sinemasının büyük salonunun neredeyse boş olması dikkat çekicidir. filmin bana göre en güzel tarafı müzikleridir. özellikle film sonunda nil karaibrahimgil'in ağzından duyulan: organize işler bunlar adamı şişler bunlar senin benim dinlenemez istanbul'u işler bunlar notaları çok eğlencelidir. bu arada filmdeki istanbul manzaraları film yurtdışına gönderildiğinde çok prim yapabilir. zaten muhtemelen bu yüzden eklenmiştir. türk işi ekşın hırsız var'dan sonra izlediğim en kötü ikinci türk filmidir. hele sinemada en son babam ve oğlum'u izlemiş bir insan olarak filmden beklediklerimi hiç alamamışımdır. gidecekler her şeye hazır olmalıdır.
organize işler çeviren bir suç örgütü ile kendi halinde temiz insanlar olarak tabir edilen bir aile ve de şebekeye yeni üye olmuş, uyum problemi olan acemi bir dolandırıcının hikayesi ile filmin finalinde dinsizin hakkından imansız gelir atasözünü doğrular nitelikte daha organize bir şebekenin ilişkilerini konu olan bir mizah filmi. bana göre, orjinal diyalogları ile üstlendiği güldürü misyonunun hakkını fazlasıyla veren bir film. çalıntı bir oto satılarak mağdur edilen bir aile ile karakolda geçen bir diyalog: - siz, sanık mağdur durumundasınız demek ki? - sanık mı? -evet, çünkü çalıntı bir oto ile yakalandınız. - evet ama, bizim paramızı aldılar. - mağduriyetiniz de burdan geliyor zaten.
hayatımdan iki degerli saati çalan film.sebebine gelince: öncelikle yılmaz erdogan ın filmografisine göz atalım.ilk filmi vizontele gercekten bir hayli basarılı bir filmdi.kendi cocuklugunun da yer aldıgı bu film zaten otobiyografik ogelerden olusuyordu ve agızda cok guzel bir tat bırakıyordu izleyenlerde.filmin yonetmenligini de omer faruk sorak ile yılmaz erdogan beraber ustlenmişlerdi.erdogan ilk yonetmenlik denemesiyle bu işi çözmüş oldugunu düsünmüs olsa gerek ikinci filmi olan vizontele tuuba yı kendi basına yonetmeye karar verdi.bu filmin ise sadece ankaradaki giriş sahnesi ve final sahnesi başarılıydı.orta kısımlarda ne olup ne bittigini bile hatırlamıyorum şu anda.zaten büyük oranda da ilk filmin meyvesini toplayan bir filmdi diyebiliriz.gelelim üçüncü filmi organize işlere: teknik açıdan olaya girersek filmde insanların ne konustugu hiç anlaşılmıyor bazı sahnelerde.ayrıca tamamen düz bir şekilde çekilmiş bir film.kurgusu da düz.hikayesi de düz.herşeyi düz bu filmin.düz derken sıradan anlamında yani.. hikayeye gelirsek,istanbulda suç,kapkaç üzerine bir inşa edilmiş bir film.filmin üzerine dayandıgı tek temel nokta da "ya araklayacaksın,ya da araklanacaksın" gibi daha önce onlarca kere duydugumuz klişe bir tema..yılmaz erdoganın tolga cevik e bak oglum "sen temizsin vıdı vıdı" diye nutuk cektigi bolum ise etkilemiyor,anlam bulamıyor zira yılmaz erdogan kirlenmiş ya da kirlenmeye zorlanılmış bir karakter olduguna inandıramıyor ilk etapta kendini.sosyolog aile babası artan erkekli,karısı ve kızı arasındaki diyaloglar çogu zaman zorlama bir mizah anlayısına sahip.aslında bu zorlama mizah anlayışı filmin genelinde hakim durumda..genelde de birisi birşey söyledikten sonra diğerinin 3-5 saniye bekleyip.. -nasıl yani?..gibi şaşırması üzerine kurulu bir espri sistemi var filmde.ve bu espriler ancak sit-com larda görünce gülünecek espriler.vizontele de sadece birkaç yer de sinema ile sit com un arasındaki nuansı kacıran yılmaz erdogan ın bu nuansı sonraki filmlerinde gitgide daha da kaybetmesi gercekten üzücü.mizah anlayısı acısından bize bir yenilik sunmaması ve 10 sene öncesinin mükremin abi sinin esprileriyle bizi güldürmeye çalışması sonucu 2 saatlik filmden seyircilerin sadece 2 3 kıkırdama ve sırıtmayla ayrılmasına yol açıyor. filmdeki reservoir dogs göndermelerinin hicbir esprisi kalmıyor nihayetinde.içi boş entry de başka başarılı entrylere bkz vermek degerini arttırmıyor o entry nin.filmin tek artısı filmden sıkılacagımızı tahmin edip aralarda güzel istanbul manzaraları sunuyor olması. neden böyle oldu derseniz de benim görüsüm şu: yılmaz erdogan güzel yazıyor.ama yaşadıklarından ona geçen materyalleri kagıda döktügü zaman güzel yazıyor.vizontele tuuba nın girişinde hocası "demek ki neymiş yılmaz hiç bi şey yazamıyormuş" dedikten sonra çıkan "yazan-yılmaz erdogan" yazısındadır gerçek mizah çünkü.içinde acı da vardır mizahın.hocadan yedigin dayaktan sonra geçtigin dalgada çıkar mizahın zevki en güzel.. onun hikayesi degil bunlar,yapay,hayatta içine bile girmedigi insanların dünyası..dileyelim ki yılmaz erdogan bize kendi hikayesini anlatmaya devam etsin.onun mizahının içinde hep bir hüzün olsun.sit com değil biraz da sinema yapsın.
görüntü yönetmenliği ve ozan çolakoğlunun yaptığı müzikler gerçekten çok iyi gitmiş. ozan çolakoğlu istediğinde ve özgür bırakıldığında neler yapabildiğini göstermiş. istanbulu izliyorsunuz bütün film. filme 3 yıldız veririm, sıradan bir 3yıldız değil ama tatlı bir film. gidin yani, beni yer yer etkiledi yılmaz erdoğanın tiyatro havasından çıkıp yaptığı ilk gerçek film bu. cem yılmazı hayatımda ilk defa karizmatik gördüm ayrıca. gidilmesi lazım ama çok şeyde beklememekte lazım öyle bir film. aslında bana biraz tarantino yapımlarını anımsattı, özellikle ucuz roman tadını aldım senaryodaki kurgudan. sonunu başta vermeler, flashbackler yaşatmalar. ama olaya duygusallık katıp özgünleştiriyor yılmaz erdoğan filmi. ulan şimdi düşündümde 4yıldız veriyorum ulen. gidin görün sizi hüzünlü moduna sokuyor en sonunda. bunun yanında ebru akel sırf sussarak para aldığı film. kadın hiç bir şey yapmıyor ya. bi öpüşme sahnesi dışında kadın yalnız bakıyor. bakarak para kazanmış yani. gerçi o bakışlar filmdeki hüznü arttırıyor. komiklik derecesine gelince fena değil yani. duygusal komedi işte bildiiniz.
çok komik kimi replikleriyle mest etmiş, istanbul'un inanılmaz güzellikteki görüntüleriyle büyülemiş, tolga çevik'in ve cem yılmaz'ın performanslarıyla taçlanmış bir yılmaz erdoğan filmi.
istanbul hatirasi ni izliyor gibi olmadim degil kimi zaman.senaryonun cok kopuk olmasindan midir yoksa espirilerin cok basite indirgenmesinden midir nedir bu olay filme karsi bir sogukluk yaratiyor kiside ama genel olarak izlenilesi hos bir film cikmis ortaya.tabi vurucu espiri yine cem yilmaz tarafindan gelmiyor degil. *
biz bu şehirde mi yaşıyoruz yahu? sorusunu akıllarda çınlatan filmdir. her ne kadar senaryo fazlasıyla sığ olsa da gerek istanbulun günümüzdeki durumunu gerekse inanılmaz güzelliklerini başarıyla aktarması bakımından izlenmeye değerdir denilebilir. cem yılmazın performansı, kısa da olsa güzeldir. müzikleri de harikadır. kısaca eğlencelik tadında görülebilir. bir de berrak vardır ki, ooof of .
dolandırıcılığa teşvik eden bir film gibiydi, ya çarp ya çarpıl mantığı çok kötüydü, kelimeler üzerinden mizah yapılmaya çalışılması güldürse de yarmadı. koca salonun yarıldığı tek an cem yılmaz'ın en son golf toplarını gönderecek yer seçimiydi. allah'tan filmi para verip izlememişim dedim. herkes gibi bende istanbul manzaralarına bittim. istanbul yukarıdan hep güzel, hep alımlı, hep bambaşka gerçekten. bir de yılmaz erdoğan'ın bir şiirinde dediği gibi; yinede ışıklar güzel gösteriyordu bu şehri, geceleri.
benzer bir iş yapan bir çetenin yakın zamanda çökertilmesi haberleri yayınlanmıştı. bu sebeple konu olarak abartılı değil. ama senaryo olarak oldukça zayıf kalmış bir film. zaten filme giderken çok büyük beklentiler içine girilmemesi gerektiği birçok yorumcu tarafından belirtilmişti. en güzel özelliği herkesin hemfikir olduğu üzere istanbul manzaraları olmuştur.
sözlük yazarlarının büyük bir kısmını hayal kırıklığına uğratan film.filmin reklamı yapılırken hep ilk defa denenen çekim yöntemleri falan gösterilmişti.yani başarılı olabilmek için hep ilkleri yapmak gerekli.
asla tekrar izlenmeyecek bir film olmus kadro yapısı klasik dışına çıkmamış hala yazan yöneten ve başrol alan şahıs kendi ekibiyle bişeyler yapmaya çalışmış fena da olmamış esas itibariyle ancak artık yenilik lazım başka yüzler gerek