birisi daha geçiyor hepsi aynı günlerden İşten eve dönerken huzurluyum nedense… otobuste karşılaştığım yüzler, duyduğum sesler, simitçinin gözleri de eklenince, şaşırtıcı bu huzur birden.
kaybetmenin keyfini yaşıyorum; tutunamama özgürlüğü bu… hayat farkında mısın, anlıyor musun durumu? beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu! hayat farkında mısın, anlıyor musun durumu? beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu!
çoktan öğrendim, dünyayı değiştiremem. ama biliyorum yapacaklar var kıyıda, köşelerde… konuştuğum nafile sözler, yaptığım işler, ertelenen projeler de düşünülünce; şaşırtıcı bu güven birden.
godfather'ın immigration melodisiyle uyandı. bir ay kadar önce hazırladığı müzik c.d'sinin melodileriyle uyuyordu bu sıralar. günlerden pazar olduğunu biliyordu;fakat saat ve ayın kaçıncı günü olduğuna dair bir fikri yoktu. bir aydır bir çok saati ve günü birbirine benzer geçiyordu. cep telefonuna uzandı saat 14.07 idi,arayan ya da mesaj gönderen biri yoktu. kendi köşesindeydi bu sıralar,haftada belki bir kaç telefon görüşmesi yapıyordu. telefonu sehpanın üzerine geri bıraktı.kumanda ile müziğin sesini biraz daha yükseltti.omuzlarını ve boynunu rahatlamak için gerindi. hafif kaykıldı yataktan.tekrar yatağa bıraktı kendini.hareketsiz olmak ve bol bol yaymak nedeniyle boyun ve omuz ağrıları yaşıyor olmalıydı. uykusuz ve yorucu yaşamının bedenini yormuş olabileceğini düşünmedi.
kumandayı tekrar eline alarak c.d'yi kapatıp radyoyu açtı. radyo programı sunan d.j arayan kadın ve erkek dinleyiciler için çöpçatanlık yapıyordu.arada günlük gazete başlıklarını okuyup,güncel siyasi olaylar ve televizyon programları üzerine espriler yapmayı da ihmal etmiyordu. görüntüsüz medyanın reyting'ini kaybetmeme metoduydu belki de,görüntülü ve basılı medyaya karşı.bu konuyu düşünmek için gün içerisinde vakti olacaktı. yatakta doğruldu;geç de olsa yeni güne merhaba deme vakti gelmişti.abajur ışığını kapatıp,tavan ışığını açtı.dalgalı saçları dağınık,uzamış sakalları ile birlikte suratında ağzı ve burnunu açıkta bırakıyordu sadece.çirkin ve salaşken de beğeniyordu kendisini. görüntü ve bakım bir başkasını cezbetmek için ihtiyaç duyduğu kavramlar değildi.toplum yapısına uyum nedeniyle gerekli olduğuna inanaırdı.insanların hergüne sahne alacak gibi hazırlanmaları basmakalıp bir ritüel gibi gelirdi.oysa dini ve resmi bayramlar yılda birkaç kez,büyük dinlerin haftalık kutsal günleri haftada tek gündü. hergüne dayatılmışçasına görünüme vakit ayırarak başlamak modern dünyanın,medeniyetin bir baskısıydı. "modern ve medeni olmakta görüntünün katkısı ne kadardı acaba?" "10 insandan kaç tanesi 1 yıl içerisinde bu soruyu kendisine sorardı?" medyanın işleyeceği daha önemli konular olması bu tür soruları sormasına engel oluyordu elbet. zaten güç,cazibe ve görüntü imgeleri olmayan bir reklam filmi çekilebilir miydi? son duyduğu haber hepsinden daha ilginçti,ruhsal bir varlıktan aldığı bilgileri sitesinde yayınlayan bir kanal;bu mesajların telif haklarını almaya karar verdiğini açıklamıştı.düzenlediği seminerler ve uyumlama eğitimleri yaptığı işin maliyetini karşılamıyordu anlaşılan. peki brahman,buda,musa,isa ve muhammed neden kutsal mesajların telif haklarını alma gereği duymamıştı.
mor renkli perdesini kaldırıp,odanın penceresini açtı.apartmanın arka tarafına düşen pencereden,içeri girmeye başladı tepedeki güneşin ışıkları.selma'yı hatırladı.bir kaç ay önce birleşik devletler'e yerleşen arkadaşını.yabancılaşmanın had safhada olduğu batıda,nelerle meşgul ediyordu kendisini.telefona sarıldı,arayıp sesini duymak geldi içinden "ne yapıyorsun sen? diye sordu anlamsızca kendinebirleşik devletler günün henüz aydınlanmamış olduğu ilk saatlerini yaşıyordu.doğunun batıya karşı ucuz işçilikle birlikte lider olduğu diğer bir yönüydü saat olarak önde olmak.
8 çocuk futbol oynuyordu üzerlerinde hayranı oldukları futbol yıldızlarının parlak kumaşlı formaları vardı.renkli fileler asılmış demirden yapılmış kaleler,bahçe görevlisi cengiz'in yeni biçtiği çimenlerle birlikte taraftar dekorunu oluşturan aile üyeleri ve arkadaşlar mini bir stadyuma çevirmişti bahçeyi.kıçı yere yakın olan 1,50 boylarındaki figo formalı velet teknik yeteneklerini sergileyerek üstünlük sağlıyordu takımına. bir anda bir futbol sahasında buldu kendini. yedek kulübesindeydi,kulübede bulunan 5 yedek futbolcu,sağlık görevlisi,antrenör ve yöneticiden oluşan 8 kişilik gurup. damı akıtan kulübede ıslanmamak için bir köşeye tünemişlerdi.hoca kısılan sesiyle,bağırmaya çabalıyordu. -hakaaaan,maç bitecek formanda ne ter ne de leke var. hakan,maçtan sonra buluşacağı yeni kız arkadaşını düşünüyor olmalıydı.başkan yardımcısının oğlu olmasıydı antrenör'ün tahammülünün nedeni. kulübeden ses koro halinde yükseldi. -penaltı!!! rakip takım oyuncusu,defansa ofsayt diye durakladığı anda topu önünde bulan yusuf'u kontrolsüz bir biçimde düşürüp kırmızı kartla oyun dışında kalmıştı.yusuf oyuna devam edemeyecekti.teknik direktör kulübeye baktı,gözlerini onun üzerine sabitledi. -hadi aslanım göster kendini. o heyecanla ısınmaya dahi gerek duymadan atladı sahaya.fiyaka olsun diye taktığı burun bantını düzeltti.volkan kullandığı penaltıyla,oyunu 1-1'e getirdi. maçın bitmesine iki dakika kala ceza sahası içinde önünde kalan topa,kendini diğerlerinden farklı kılan sol ayağı ile vurdu. top kalecinin solundan filelerle buluştu.olduğu yerde kaleye bakakaldı.arkadaşları üzerine çullanmaya başlamıştı bile.oyun tekrar başlarken forması sırıl sıklamdı.maçın bitiminde takım olarak el ele tutuşup,çamurun üzerinde yüzükoyun kayarak sevinç gösterisinde bulundular. -sosyete insene vip'den aşağıya! bahçede futbol oynayanlardanbirinin babası olan cem bağırıyordu. -ben aşağıda da vip'im,bilirsin,diye cevapladı.futbol oynadığı günlerle övünerek. -yeni uyandım.cem,akşam maçta görüşürüz,dedi. -erken gel,herkes bizde olacak maçtan önce playstation atarız,dedi. hiç büyümeyeceksin diye düşündü.kendi oynamak istemezmiş gibi.termosifonu açtı.mutfağa geçip su ısıtıcısının düğmesine bastı.
mutfak camından karşıdaki vadide dizili olan gecekondulara baktı.kimbilir kimler,hangi hayatları yaşıyordu?ne mutluluklar ne dertler vardı? orada da futbol oynayan bir çocuk gurubu vardı.onların taraftarları daha fazlaydı ve daha gerçek bir stadyum atmosferi vardı. üzerinde forma olmayan oyuncular ve taştan yapılmış kalelere rağmen.herhalde mahalle maçıdır diye düşündü. banyoya girip yüzünü yıkadı.uzun zamandır traş olmamak,ne kadar güzeldi.cildi dinlenmişti,bir de sakallarını kurulamakla uğraşmasaydı. bir kaç portakal dilimledi ve sıktı.suyun ısınmasıyla birlikte french press'te kıvamlı bir endonezya kahvesi demledi.balkonun kapısını açtı ve hasır sandalyeye oturdu.tepsiyi masya bıraktıktan sonra tenteyi biraz kapatıp balkonu gölgelendirdi.haftalık televizyon mecmuasına göz gezdirdi.sigara tablasından bir sigara alıp yaktı.derin bir nefes çekti.seviyordu tütünü ellerini ve giysilerini kötü kokutsa da. kahvesinden bir yudum aldı ve suratı buruştu.yeteri kadar sıcak değildi.french press'i ve fincanını suyla ısıtmaması nedeniyle soğumuş olmalıydı.neden olarak bundan bahsetmişti,geçen hafta katıldığı seminerdeki kahve uzmanı esmer kız. kullandığı içme suyunu o kafeden almıyordu ki,neden suyla çalkalamalarını öneriyorlardı?neyse ki kapitalizm,tüketimin yanında bilgiye de teşvik ediyordu nadiren.kullandıkları hammadde olan çekirdek kahvenin fiyatını düşürmek için tarım toplumlarını içine soktukları yarış ve sabotajlar geçmiyordu bu bilgilerde.haftada birkaç kez gittiği amerikan kafesindeydi seminer.esmer kızın ısrarlarına dayanamayarak ismini ve bilgilerini listeye yazdırmıştı.hayır kelimesini öğrenmemek için direniyordu.dün akşam arkadaşının hazır kahve ısrarını da reddetmemişti.yeni bir kahve demleyip içtikten sonra,sıcak suyun altına girdi. su en sevdiği elementti,zaten kendisi de su burcuydu.
su ana kadar yazilmamis oldugunu gorunce hayretler icinde kaldim. buralarda yazip cizenlerden utandim.
"oyun" ikinci donem *ezginin gunlugu grubunun uzun zaman once cikardigi bir albumun adidir; ve ayni albumde yer alan bir sarkidir. sozlerini aktarmadan once sarkinin son bolumundeki sen kazandin ama ben hakliydim misrasina ozellikle dikkatinizi cekiyorum:
yundun yıkandın suyunda yangınımdan ziyansız çıktın bulutuma dokundun güneşimi tuttun dağlarımı denizimi göğümü aştın dize geldi zaman eğildi önünde
ah efendim bırak beni bir başım var alıp gideyim ah efendim bırak gideyim oyun bu, sen kazandın ben kaybettim
küçüktüm neler neler gelirdi aklıma, hala gelir sarhoş olurdum geceden yıldızlara böceklere hesap verirdim sade ah efendim, bir başım var alıp gideyim ben kaybettim
rüyalar olmasın diye gözlerim açık her gece şimdi gerçek değilsin bana, kurumuş dudaklarıma bak, bunun bir anlamı yoktu susamıştım evet,hepsi bu oyunun bir anlamı yoktu susamıştım evet, hepsi bu içimde yanıp duran, ruhumu tutuşturan bir oyun bir oyun bir oyun evet, hepsi bu
hayaller olmasın diye sözlerim açık her hece geçek değilim sana, kurumuş dudaklarına
bak,bunun bir anlamı yoktu susamıştın.evet,hepsi bu oyunun bir anlamı yoktu susamıştın.evet,hepsi bu
içinde yanıp duran,ruhunu tutuşturan bir oyun bir oyun bir oyun evet, hepsi bu.
pelin esmer'in 10 mart ta gosterime giren belgesel filmi. dokuz köylü kadının kendi hayatlarından yola çıkarak bir tiyatro oyunu yazma ve oynama surecini konu alıyor.
yapımcılığını ve yönetmenliğini pelin esmer'in üstlendiği belgesel bir filmdir. 11. akdeniz belgesel film ödülleri'nde en iyi akdeniz belgeseli ödülüne layık görülmüştür. bu ödülle birlikte, festivallerden aldığı ödül sayısını 13'e çıkarmış oldu..
ümmüye, behiye, ümmü, fatma k., cennet, saniye, fatma f., zeynep ve nesime toros dağlarında bir köyde yaşayan, günlerini tarlada, inşaatta, evde ve bitmek tükenmek bilmeyen işlerde çalışarak geçiren dokuz köylü kadındır. kadınlar yaşamın ezici yükünü hafifletmek için bu defa bambaşka bir nedenle bir araya gelirler. amaçları kendi hayatlarından yola çıkarak bir tiyatro oyunu yazmak ve oynamaktır. o zamana kadar kapısından bile geçmeye korktukları okulda toplanırlar, müdür hüseyin bey ile çalışırlar, kendilerine bile anlatmaya çekindikleri hayat hikayelerini ortaya dökerler, hayatlarıyla yüzleşirler. günlerce, köyün erkeklerinin meraklı bakışları altında, durmak yorulmak bilmeden çalışırlar, tartışırlar ve bir oyun çıkarırlar. “kadının feryadı!”. bu belgesel film, bu oyunun oluşma sürecini ve kadınların bu süreçte geçirdiği değişimi anlatıyor.
gözlerini kapa; başka şeylere bakarken olmaz! gözlerini kapa; bana bakarken de olmaz! ayna olacağım sana, sen içime diktiğin gözlerinle kendini göreceksin. ben de öyle bakacağım sana; sonsuz görüntülere karışacağız, birsürü kendimizle birbirimizde karşılaşacağız.
sen benim mememi tutarken kendine dokunacaksın misal. ben seni öperken kendi dudağımı kanatacağım. kaptıracağız. ne annen çağıracak seni bu oyundan, ne akşam ezanı benden kurtaracak.
ben sıkılınca seni kıracağım. eve yalnız dönerken en çok benim canım yanacak.
oyun sanaldır, ama eğlenceli.hayatsa gerçek ve çıplak. ne oyun yazarları yazabilir bu çıplaklığı ne de ben. tepkidir aslolan! bazen salakça, bazen sabırsız, bazen sıkıcı..çoğunlukla korkak. tepkilerimiz aynada gurursuz yansımış, ne gam! dürüstlük tercihse; boynun bükük kalır ayna da çoğu zaman, diller lal.
vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence. kumar: bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar.- p. safa. şaşkınlık uyandırıcı hüner. müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: büyük annem yeni dansları eski kabakçı arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor.- h. e. adıvar. *