belki bu tarzda yapılmış ilk film olsaydı zaman kaymalarıyla dikkat çekebilecek, ama ne tam olarak geren, ne de şaşırtan, anlamsız detaylar ve kopukluklarla dolu, bir ara mesaj vermeye kalkmış ama onu da becerememiş sıkıcı bir filmdir kanaatimce.
efektler ve geçisler çok saglam olmus.. birkaç da not düsmek gerekirse film hakkında, bazıları sorabilirler ''la bu herif madem gelecege gidip geliyor, peki neden kendi ölümünü engelleyemiyor'' diye.. cevabı basit; filmin bir yerinde ''bizler sadece hayata dair oynanan bahislerin oranlarını degistirebiliriz'' gibisinden birseyler zırvalıyordu eleman.. hah iste olay burda!! geçmise gidebilsek (yani olay anına) dünyanın suyu çıkar, hepimiz de birer tanrı olmaz mıydık?? bahsi geçen abimiz de gelecege giderek yapabilecegi tek seyi yapıyor, sevdigi hatunun anasını uyarıyor ve diyor ki böyle böyle olacak diye.. ve bir bakmısız ki anasının direk, kızının da dolaylı yoldan hayatını kurtarıyor.. ve hatta giderayak tekrar gelecege gidip anasıyla kızını kontrol ediyor, bakıyor isler yolunda, seviniyor, mutlu oluyor,vs.. simdi sorarım size, bu adamın gelecege gidip de geçmiste olmus bitmis bir olayı düzeltme sansı var mı?? yok!! bitti..
daniel craig'in karısını 30 kez öldürmeyi denemiş olan bir akıl hastasını canlandırdığı filmdir. keira knightley'in, ilk kez gözüme güzel gözüktüğü filmdir ayrıca.
fazla gorunmese de daniel craig cok basarili bir performans sergilemis.
keira knightley* aksanini konusturuyor, her sahnede bir sigara patlatiyor nedense yerli yersiz vamp bakislar atiyor. filmin ilk yirmi dakikasini agzini kapatmadan oynadi.
tuhafti.
adrien brody nin zaten vasat bir filmini gormedim. vasat oyuncluguna hic rastlamadim.